YUNUS EMRE (13-14.YY )
Sakarya dolaylarındaki Sarıköy'de doğduğu ileri sürülmektedir. Hayatıyla ilgili kesin bilgiler yoktur. Söylentilere göre Yunus Emre, Bektaşi yoluna bağlı Taptuk Emre'nin önderliğinde kendisini yetiştirmiştir. Anadolu'nun birçok yerinde mezarı bulunmaktadır. Bu durum, halkın Yunus'a duyduğu saygı ve sevgi olarak açıklanabilir.

Yunus Emre, yaşayışı bakımından tasavvuf yolunda Tanrı'ya ulaşma coşkusu olan şairlerimizdendir. O, şiirlerinde bütün içtenliğiyle, Tanrı aşkını dile getirmiştir. Şiirlerinde, Tanrı'ya ulaşma çabasıyla duyduğu mutluluk ile ona kavuşamamanın verdiği acı vardır. 13.yy'dan beri toplumumuzun her kesimine seslenen Yunus Emre'nin ölümsüzlüğü; Tanrı'ya sevgiye, hoşgörüye, özveriye, her türlü insan erdemine tutkun olmasından kaynaklanır.
İSKİN YUNUS BİÇAREYİM
BAŞTAN AYAĞA YAREYİM
DOST İLİNDEN AVAREYİM
GEL GÖR BENİ AŞK NEYLEDİ.
KAYGUSUZ ABDAL(14-15.YY )
14. yüzyılın ikinci yarısı ile 15. yüzyilin başında yaşamıştır. Asıl adı Gaybi'dir. Dini- Tasavvufi Türk Edebiyatı'nın önde gelen şairlerindendir. Menkıbelere göre Alanya Beyi'nin oğludur; Elmalı Tekke köyündeki Abdal Musa tekkesine kırk yıl kulluk ettikten sonra bir Beştaşi ulusu olarak Kaygusuz Abdal diye adlandırılmıştır.

Şiirlerinden ve öğretici nesirlerinden, onun kültürlü bir şair olduğu anlaşılır. Hece ölçüsünün yanında aruz ölçüsünü de kullanmıştır. Çoğu şiirlerinde, benimsediği tasavvuf ve Bektaşilik ile ilgili duygu ve düşüncelerini bazen alaycı bir söyleyişle dile getirir. İlkelerini, özgür bir düşünceyle savunmuştur. Eserleri; Divan, Gülistan, Mesnevi-i Baba Kaygusuz, Gevher-name, Minber-name, Budala-name, Kitap-ı Muglata-name Vücud-name, Dil-güşa'dır. Kaygusuz'un deyişleri son derece özgündür ve kendisinden sonra gelen birçok ozanı derinden etkilmiştir. Dili duru ve yalındır. İçeriği aydınlık ve berrak olup kimi zaman gerçek üstü ögeler dahi barıdırmaktadır.
KAYGUSUZ ABDAL NİDELİM
AHD İLE VEFA GÜDELİM
KALDIRIP POSTU GİDELİM
KIRK GÜN OLDU KAYNATIRIM KAYNAMAZ.
SEYYİT NESİMİ (14-15.YY )
Bağdat'ta öğrenim görmüş heteradoks bir inanç sayılan Hurif'liğin kurucusu Fazlullah Hurufi'nin öğrencisi, damadıve bu inancın savunucusu olmuştur. Asıl adının Ömer veya Ali olduğu söylenmektedir. Nesini onun mahlasıdır. İnançlarından dolayı; ve özellikle Tasavvufi anlamıyla söylediği Enel-Halk (Ben Allah'ım) sözü gerekçi gösterilerek 1404 yılında Halep'te derisi yüzülerek öldürüldüğü için Anadolu Halk Kültür geleneğinde bir idol olmuştur.

Seyit Nesimi'nin şiirleri, klasik ifadelerle söylenen tasavvuf şiirlerinin en lirik olanlarındandır. Şair, bu şiirleri, sadece, inandığı fikir ve felsefeyi yaymak ve başkalarına da öğretmek maksadıyla söylememiştir. Daha çok, böyle bir inanışın kendi ruhunda uyandırdığı, kabına sığmaz heyecanları terennüm etmek ihtiyacıyla söylendiği içindir ki onun şiirlerinde büyük bir samimilik ve coşkunluk bulunmaktadır. Başlıca eserleri, Türkçe ve Farsça Divan'lardır.
BEN MELAMET HIRKASINI KENDİM GİYDİM EĞNİME
AR-Ü NAMUS ŞİŞESİNİ TAŞA ÇALDIM KİME NE
GAH ÇIKARIM GÖKYÜZÜNE SEYREDERİM ALEMİ
GAH İNERİM YERYÜZÜNE SEYREDER ALEM BENİ
NESİMİ'YE SORDULAR Kİ YARİN İLE HOŞ MUSUN?
HOŞ OLAYIM OLMAYAYIM O YAR BENİM KİME NE
KÖROĞLU(16.YY )
Bolu Beyi'nden babasının öcünü almak için dağa çıkan, ama yiğitlik ve iyilikseverliğiyle halkın gönlünde destanlaşan Köroğlu'nun kim olduğu kesin olarak bilinmemektedir. Ancak, halk arasında öyküsü anlatılırken arada şiirleri okunan ve bir saz şairi olan Köroğlu'nun varlığı bilinmektedir.

Şiirleri, çoğunlukla yiğitçe söylenmiş koçaklamalardır; aşk ve doğa güzelliklerini dile getiren şiirleri de vardır. Koçaklamalarıyla, halk arasında yiğitlik ve mertliğin simgesi olmuştur. Şiirleri Fuat Köprülü'nün Türk Saz Şairleri, Pertev Naili Boratav'ın Köroğlu Destanı adlı eserlerde toplanmıştır.
BENDEN SELAM OLSUN BOLU BEYİNE
ÇIKIP ŞU DAĞLARA YASLANMALIDIR
OK GICIRTISINDAN KALKAN SESİNDEN
DAĞLAR SEDA VERİP SESLENMELİDİR.
PİRSULTAN ABDAL(16.YY )
Sivas'ın Yıldızeli ilçesine bağlı Banaz köyünde yaşamıştır. Asıl adı Haydar'dır. Yaşamıyla ilgili olarak dilden dile anlatılan dışında kesin bir bilgimiz yoktur. Bir şiirinde soyunun Yemen ülkesinden geldiğini söyler. Pir Sultan haksızlığa karşı daima başkaldırmıştır. Pir Sultan Osmanlı devletine karşı yoksul Anadolu insanını örgütleyerek bir isyan başlatma girişiminden dolayı yakalanmış, işkenceler görmüş ve Hızır Paşa'nın Sivas valiliği zamanında padişahtan alınan fermanla 1590 baharında asılmıştır. Söylencelerde dile getirildiği gibi Pir Sultan ölmemiş deyişleri ve zulme başkaldıran kişiliği ile çoğalarak yaşamış, yaşamaktadır.

Deyimleri ve halk söylemlerini başarıyla kullanmıştır. Şiirlerindeki başarısı, onun tasavvuf, medrese kültür aldığını gösterir. Deyişleri; büyük kitlelere önderlik etmiş, felsefenin taşınmasında anlatılmasında ve aktarılmasında önemli roller üstlenmiştir. Kendinden önce yetişmiş, Tasavvuf yolunda başarılı olmuş büyük şairlerin 16.yy uzantısı sayılır. Kendinden sonra gelen halk şairleri üzerinde büyük etkisi olduğu söylenebilir. Şiirleri Abdülbaki Gölpınarlı, Pertev Naili Boratav ve Fuat Köprülü tarafından derlenip yayımlanmıştır.
ÖTME BÜLBÜL ÖTME ŞEN DEĞİL BAĞIM
DOST SENİN DERDİNDEN BEN YANA YANA
ÇÜRÜDÜ FİTİLİM ERİDİ YAĞIM
DOST SENİN DERDİNDEN BEN YANA YANA
KARACAOĞLAN (17.YY )
Ne zaman, nerede yaşadığı kesin olarak belli değildir. Bazı şiirlerinden onun 17.yy'da Güneydoğu Anadolu'nun ( Niğde, Tokat, Adana, Konya vb. ) birçok yerlerini dolaşmış, Mısır'ı, Rumeli'yi görmüş bir saz şairi olduğu anlaşılıyor. Bazı kaynaklar, şiirlerinde sözü edilen yer adları, akar sular, yaylalar, köyler giyim kuşam ve geleneklere dayanarak onun Güney Anadolu'da yaşayan Türkmen aşiretleri arasında (Silifke, Mut, Gülnar) yaşadığını belirtmektedirler.

Karacaoğlan, yaşamı doğayı sevmiş bir şairdir. Şiirlerinde çoğunlukla kömür gözlü, kuğuya, sunaya benzeyen; onların verdiği sevinci, bazen de ayrılıktan doğan üzüntüleri ve yakarışları dile getirir. Dili sade, anlatımı yerinde kullandığı halk söylemleriyle süslenmiş, içten ve doğaldır.
GÜZEL NE GÜZEL OLMUŞSUN
GÖRÜLMEYİ GÖRÜLMEYİ
SİYAH ZÜLFÜN HALKALANMIŞ
ÖRÜLMEYİ ÖRÜLMEYİ
DADALOĞLU (18-19.YY )
Dadaloğlu; kayseri, Kahramanmaraş, adana üçgeni içinde yaşamış, Torosların gür sesi Karacaoğlan kadar güçlü bir ozanımızdır. Toroslar'daki göçebe Türkmenlerin Avşar boyundandır. Hayatı konusunda kesin bilgimiz yoktur. O, bazı şiirlerinde Fırka-i İslahiye'nin Türkmen aşiretlerini yerleştirme çabası karşısındaki duygu ve düşünceleri ile derebeyler, aşiretler arasındaki savaşları dile getirmiştir.

Şiirlerinde, yiğitçe bir sesleniş olduğu gibi; duygulandıran, içli bir söyleyişi de vardır. Türkçe'yi başarılı kullanmıştır. Dadaloğlu, içinde bulunduğu tarih ve toplum olayları karşısında, çevresinin duygu ve düşüncelerini dile getirmiş olması bakımından da önemlidir.
KALKTI GÖÇ EYLEDİ AVŞAR İLLERİ
AĞIR AĞIR GİDEN İLLER BİZİMDİR
ARAB ATLAR YAKIN EDER IRAĞI
YÜCE DAĞDAN AŞAN YOLLAR BİZİMDİR.
HATAYİ 15-16.YY )
1487-1524 yılları arasında yaşamıştır. Anne tarafından Akkoyunlu Devletinin hükümdarı Uzun Hasan'ın torunudur. Safevi Devleti'nin kurucusu Şah İsmail olarak da tarihte tanınır. Osmanlı Devletinin özellikle, dil ve inanç açısından Anadolu'nun kırsal kesimlerinde yaşayan Türkmenlerden farklılaşması; onların yaşam biçimlerine daha uygun bir inancı ve dili kullanan Hatayi'ye yakınlaşmasına neden olmuştur.
Biri Türkçe, diğeri Farsça iki divanı, Dehname adında bir mesnevisi vardır. Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli ve Fuzuli'den etkilenmiştir. Şiirlerinde duygu ve içtenlik ağır basar. Türkçe ve hece ölçüsüyle yazdığı şiirleri güçlüdür. Asıl önemli yanı kültürümüzde halen etkileri hissedilen, siyasal veya felsefi bir amacın yaygınlaştırılmasında şiirin ve ozanlığın bir araç olarak kullanılmasındaki ustalığıdır. Bu yönüyle Anadolu'nun özellikle kırsal kesimin yaşayan ozanlarını derinlemesine etkilemiştir.
BU GÜN ELE ALMAZ OLDUM BEN SAZIM
ARŞA DİREK DİREK ÇIKAR AVAZIM
DÖRT ŞEY VARDIR BİR KARINDAŞA LAZIM
BİR İLİM BİR KELAM BİR NEFES BİR SAZ
SEYYİT NİZAMOĞLU 16.YY )
Osmanlı hükümdarlarından III.Murad Han devrinde yaşamış, tanınmış tasavvuf şairlerindendir. Asıl adı; Seyyid Seyfullah Kasım Efendi'dir. Babasının, Hz.İmam Zeyn-el Abidin'in soyundan geldiği söylenir. Yaşadığı dönemde Osmanlı Devleti'nin düzeni bozulmaya başlamıştır. Bu nedenle savaşlar, ekonomik bozukluklar, rüşvet, bilgisizlik, tutuculuk vs... kavramlar Şiirine konu olmuştur. İyi bir eğitim görmüş, şeriat ve tarikat ilimlerini öğrenmiş, yazdığı didaktik şiirlerle; nefsini bilmeyenlere, dünya malına tapanlara, riyakarlara, sofulara çatmıştır.
İlahi'leri bestelenerek tekkelerde, "ayin-i cem"lerde yüzyıllarca okunmuştur. Hece ile yazdığı şiirlerinin çoğunda Yunus Emre'den etkileniş göre çarpar. Şiirlerini canlı, samimi, akıcı bir dille yazar. Şiirlerinde "Nizamoğlu" mahlasını kullanır. Tac-Name, Miftah'ı Vahdet-i Vücud ve Ehl-i Beyt isimli eserleri mevcuttur.
BÜTÜN DÜNYA SENİN OLSUN
BİR DOST BİR POST YETER BANA
ATLAS LİBAS SENİN OLSUN
BİR DOST BİR POST YETER BANA
KUL HİMMET 16-17.YY )
Tokat'ın Almus ilçesine bağlı Varsıl ( Görümlü) köyündendir. Yaşamı konusunda ayrıntılı bilgi yoktur. Pir Sultan Abdal'ın öğrencisi ve arkadaşı olduğu sanılmaktadır. Hatayi ve Pir Sultan'dan etkilenmiştir.
Lirik ve didaktik özellikler taşıyan şiiri özellikle duygusal konularda etkileyicidir. Ayırt edici özelliği, şiirlerinde toplumsal yaşamı doğrudan ilgilendiren, insanları birbirine yakınlaştıran kardeşlik, muhabbet barış ve yardımlaşma gibi nesnel konuları, yalın aydınlık ve duyarlı bir dille işlemesidir. Bu özelliğiyle Anadolu'da her inançtan Halk Ozanını etkilemiş, şiirlerinden bir çoğu çalgı eşliğinde ezgiler, türküler ve deyişler olarak söylenegelmiştir.
SEYYAH OLDUM ŞU ALEMİ GEZERİM
BİR DOST BULAMADIM GÜN AKŞAM OLDU
KENDİ EFKARIMCA OKUR YAZARIM
BİR DOST BULAMADIM GÜN AKŞAM OLDU
DERTLİ(18.YY )
Asıl adı İbrahim olan Aşık Dertli, Bolu ile Gerede arasında Şahnalar köyünde 1772 de doğmuştur. Babasının ölümünden sonra elinde olan tarlaların işkal edilmesiyle köyden ayrılmak zorunda kalmış ve üç yıl İstanbul'da, Konya'da, on yıl Mısır'da kalmıştır. Dertli'nin ilk tanka adı "Lütfi"dir. Genellikle, kullandığı "Dertli" takma adının yaşamının güçlüklerinden geldiği söylenir.
Dertli hem aruz, hem hece ölçüsünü kullanmıştır. Asıl ününü, ozanlık değerini hece ölçüleriyle yazdığı şiirlerinde göstermiştir. Tekke ve Divan edebiyatını iyi bildiği anlaşılmaktadır. Divan edebiyatını iyi bildiği anlaşılmaktadır. Divan edebiyatını iyi bilmesi, kent kültürüyle ilişki kurması Dertli'nin de dilinde, söyleyişinde bu kültürün izlerini bırakmıştır. Döneminin ünü yaygın, kişiliği etkin birkaç ozanından biri olduğu kuşkusuzdur. Dertli Divanı adlı bir eseri bulunmaktadır. Dertli, 1845 yılında Ankara'da ölmüştür.
TELLİ SAZDIR BUNUN ADI
NE AYET DİNLER NE KADI
BUNU ÇALAN ANLAR KENDİ
ŞEYTAN BUNUN NERESİNDE
ERZUMLU EMRAH(18.19.YY )
Erzurum'da doğdu. Ne zaman doğduğu kesin olarak bilinmiyor. Erzurum'da medrese öğrenimi gördü. Saz çaldı, ustaların şiirlerini söyledi. Sonra da kendisi de deyişler söylemeye başladı. Trabzon ve Sivas illerini dolaştı. Tokat, Amasya, Merzifon, Çorum ve Ankara'ya gitti. Uzun yıllar Kastamonu ve Çankırı'da kaldıktan sonra Niksar'a yerleşti ve 1860'ta burada öldü.
Geleneksel aşk tarzının özellikleri görülür. Klasik Türk Edebiyatı'ndan esinlenerek o tarzda yazdığı şiirlerde aşk, gurbet, alın yazısı temalarını işledi. Tasavvuf konusunda koşmalar yazan Erzurumlu Emrah'ın bazı dizelerinde klasik şiirin işleri görülür. Nedim'in, Baki'nin etkisinde kaldığı şiirleri de vardır.
SALINDI BAHÇEYE GİRDİ
ÇİÇEKLER SELAMA DURDU
MOR MENEVŞE BOYUN EĞDİ
GÜL KIZARDI HİCABINDAN